Yazan
Mesaj

Hal böyleyken;

Devletin hüküm ve tasarrufa altındaki bir taşınmaz, imar plânında kalması

nedeniyle tescile konu olduğu için tescili talep edildiğinde;

Eğer söz konusu taşınmazın tümü plânda tescile tabi imar parseline rastlıyorsa

sorun olmayacaktır. Ancak yola ya da diğer sosyal tesislere rastlaması her zaman

mümkündür. O durumda (Hazine mallarıyla ilgili Danıştay kararlarındaki netliğe

rağmen) ilgili belediye tarafından İmar Yasasının 11’inci maddesi gerekçe

gösterilip, yol, park, …vs. gibi tesislere rastlayan kısımlar terk edilmedikçe “imar

mevzuatına uygun kararı” vermeme riski ile karşı karşıya kalınabilecektir. Yine

aynı yerde 18 uygulaması yapılırken Danıştay kararlarına aykırı şekilde yola, parka,

…vs. rastlayan yerlerin, Bakanlığın onayı alınmaksızın resen terk edilmesine

müdahale şansı kalmayacaktır. ...

Her iki durumda da hazinenin zararına sebep olacağı muhakkaktır. Anayasa

Mahkemesinin kararında “tespit” ibaresinin de yer alması, bu konudaki esas

tereddüt sebebini oluşturmaktadır. Ancak, yukarıda da belirtildiği üzere bu tespit

işleminin; “yürütmeyi durdurma kararı”nın esas konusu olan değişiklik işlemi (yani

ifraz ve tevhit işlemi) için gerekli olan çalışmalar kapsamında değerlendirilmesi

gerekmektedir.

Her şeye rağmen tereddüt edilmesi halinde de; imar plânı kapsamında kalan

yerlerin tescilinde; Anayasa Mahkemesinin kararına aykırı bir görüntü vermeden

ve de belediyenin keyfi hareket etmesine de fırsat vermeyecek şekilde bir yol

bulunması gerektiği;

Şöyle ki;

Devletin hüküm ve tasarrufunda olduğu halde, imar plânı kapsamında kaldığı için

tescili gerektiren bir ayni hakkın doğduğunun belgelenmesinin yeterli görülmesi

gerektiği, onun için de ilgili belediyeden (ya da valilikten), o yerin (tek parça olarak

tescili talep edilen yerin) imar plânında imar parseli olduğunun değil de, bir bütün

olarak imar plânı kapsamında kalıp kalmadığının sorulmasının yeterli görülmesi

gerektiği, düşünülmektedir.

(Ayrıca bu konunun Genel Müdürlük tarafından genel kapsar şekilde bir düzenleme

yapmasının ve 1993/5 sayılı genelgenin de yukarıda bahsedilen kurallara aykırı

düşen kısımlarının yürürlükten kaldırılmasının yerinde olacağı düşünülmektedir.

Aksi takdirde, yukarıda da bahsedildiği üzere Hazinenin zararına sebep olunmuş

olur.)

b) İmar plânı bulunmayan yerlerde;

İmar plânı bulunmayan yerlerde yapılacak değişiklik işlemleri için “Plânsız Alanlar

İmar Yönetmeliği”nin koşulları geçerli olacaktır. Bu yönetmelik gereğince yapılacak

işlemler ise; parselin “Belediye mücavir alan sınırları dışında köy ve mezraların

yerleşik alanlarında” olması, “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve

dışındaki yerleşme alanı dışında kalan (iskân dışı) alanlarda” olmasına göre özellik

arz etmektedir.

Buna göre, her durumda yapılacak işlem için oluşacak parselin yola cephesinin

olması, bu cephenin belli bir uzunluktan daha az olmaması yine asgari belli bir

yüzölçümünden daha küçük olmaması gibi koşullarının bulunması gerekmektedir.

Tescilli parseller için bu koşulların uygulanması gerektiği muhakkaktır. Ancak,

Maliye Hazinesi adına ilk kez tescili yapılacak yerlerin bu koşulu taşıması mümkün

olmayacaktır.

O nedenle de plânsız alanlarda Maliye Hazinesinin idari yoldan hiçbir tescil

yaptırma yolu kalmayacaktır. Bu durumun ise aynı şekilde Maliye Hazinesini

kısıtlayacağı ve de Hazine zararına sebep olacağı muhakkaktır.

Halbuki yukarıda da belirtildiği üzere; nasıl ki herhangi bir taşınmaz mal kadastro

çalışmalarıyla ilk kez tescile konu edilirken imar mevzuatına uygun olup olmadığı

aranmıyorsa, tescilsiz yerlerin Maliye Hazinesi adına tescilinin de aynı mahiyette

olması gerekir.

Sonuç Olarak;

Maliye Hazinesinin herhangi bir kaybına sebebiyet vermemek bakımından;

Sayfa 141 of 231
Żlk Önceki Sonraki Son